19 Şubat 2016

Öç alabilme gücü...

Jerzy Kosinsky, Boyalı Kuş kitabında "Kendi kendine yaşardı insan. Gönül rahatlığına erişmeyip yapmadığı bir işin pişmanlığıyla kıvranarak kendi gözündeki değerini yitirirse, sürgüne gönderilip lanetlilerin dünyası üzerinde sonu gelmez bir yolculuğa çıkan ifritlere dönerdi. Kendine saygısını yitirir, yaşamının anlamı kalmazdı. Her birimize değer kazandıran şey bize küfredildiği zaman bunun öcünü alabilme gücümüzdü." der. (E yayınları,Çev. Aydın Emeç)

Kosinsky kara vicdanları yıkayıp temizlemeye yönelik mi yazmıştı bu kitabı, yoksa bir intikam biçimi olarak mı bilmiyorum. Gün savaş günüydü, hava cehaletten göz gözü görmeyecek derecede kararmıştı. Herkesin acısı başka birinden çıkıyordu… Her ikisi de olabilir.

Ama benim bugün kafamı dönüp dönüp kurcalayan şey, insanın kendi gözündeki değeri canlı tutmanın ne denli zor olduğu… Kendi gönül rahatlığıyla, istediği gibi yaşamak; lanetlenmeden yaşamak; kendine saygını yitirmeden yaşamak…?


Evet, diyordu ki; "her birimize değer kazandıran şey bize küfredildiği zaman bunun öcünü alabilme gücümüzdü". Var mı böyle bir gücünüz?


30 Aralık 2015

Bu yılı da hallettik, sıra yeni yılda...

Son dönemin tabiriyle, hayvan gibi şey yapan bir yıldı 2015. 

Vurdu vurdu ölmedik. Benim gibi bedeviler nasıl gördü bu yılı? Bakalım…

  • Charlie Hedbo olayıyla birlikte, insanların bir bölümünün dini sapkınca duyguları için aracı kullandığını bir kez daha gördük. En güzel duyguların nidası "amin" diyene bile şöyle bir şüpheyle bakıyor dünya.
  • Özgecan'ın katli bende korkunç bir paranoya ve korkuya sebep oldu. Aylarca bindiğim her taşıma aracında, hatta metroda metrobüste bütün erkeklere dehşetle baktım. Tekrarı olmasın diye yasa mı çıktı, önemli bir adım mı atıldı? Yooo… Biz unutkan toplumuz, korkumuzu ve acımızı da hemen unuturuz. (Özgecan yasası çıkacak diye açıklama yaptı bakan, bakalım… Erkek kafalı bir kanun daha koymasalar bari önümüze.)
  • Askerlerimiz sırtladığı gibi Süleyman Şah Türbesi'ni taşımaya kalktı. İşin aslı; ayı gibi yıkıp attılar türbeyi. Tarihte eşine rastlanmamış şahane bir hareket gibi de anlattılar çıkıp… Bakınız bu ibretlik.
  • Seçim oldu. Aylarca beynimizin pekmezi aktı goygoydan... Ne oldu? Sonucu beğenmediler hazretler. Halkın iradesi falan derken manipülasyonlarla dolu yeni bir seçim oldu. Sonuç malum. Mecliste düşük IQ, düşük eğitim seviyesi, az İngilizce, bol kavga derken yuvarlanıp gidiyoruz.
  • Barış süreci bitti, son yılların en kanlı yılı oldu… Vurun abalıya demişler misali, gelen vurdu giden vurdu. Suruç'ta güzeller güzeli genç insanlar bir kalemde yok edildi. Ankara'da katliam oldu, senin acın benim acım derken halk dışında kimse acılara sahip çıkmadı.
  • Güneydoğu çıldırdı… Askerdir sivildir ölen ölene… OHAL'den beter olduk.
  • Olimpiyat madalyalı Aslı Çakır Alptekin yüzümüzü kara çıkardı, madalyası elinden alındı, hepimizi utançtan yerin dibine soktu, devletin parasıyla verilen ödüller ise geri alınmadı. Haram zıkkım olsun mu?
  • Volkswagen bildiğin bizi şeyediyomuş... Neyse bak sinirleniyorum...
  • Ege Denizi açık mezarlığa döndü. İnsanlıktan nasibini alamamışların dünya paraya sattığı boktan botlarda yüzlerce insan öldü. Mülteciler sınırlara dayandı, dünyanın gündemi değişti. Bir milyon insan Türkiye üzerinden Avrupa'ya geçince "parası neyse verelim, sizde kalsınlar" dendi. Bizimkinin bıyıkları mutluluktan tir tir titredi. Hayır bu insanlar zaten Türkiye'de insanca yaşayamadıkları için dayanmadı mı AB kapısına? Parayı alıp insanları kıçımıza mı sokacağız? N'apacağız?
  • Son olarak şahane zekice bir askeri adımla Rus uçağını da düşürdük. Manyak Putin ağzımıza sıçmaya ant içti. Böyle nur topu gibi kriz görülmedi vatandaş!
    • Nobel'de Kimya Ödülünü Mardin'li Bilim Adamı Prof. Dr. Aziz Sancar Aldı. Adamı her kesimden çekiştirmeye başladılar bile. Ülkeden uzak durmazsa bilim değil siyasete malzeme olacak.


    Tanıdık isimler öldü de öldü;

    • Kulaklarımızın kraliçesi başımızın tacı Müzeyyen Senar öldü. Dost masalarında yaşamaya devam edecek elbet.
    • Erol Büyükburç da saksı değilim dedi dedi gitti.
    • Asırlardır yalnız olan Kayahan da öldü, ardında nur topu gibi miras davalarıyla…
    • Zeki Alasya, Levent Kırca derken bugünlerde kendisini bile arar duruma geldiğimiz Demirel de öldü.
    • Kenan Evren'i yargılayamadan farklı kanallara havale ettik diyelim.


    Bu da kafayı yedi...



    • Yerli Di Caprio olarak bir neslin umut bağladığı Arda Kural aklını kaçırdı. Kendisi mutlu görünüyor ama herkese dert düştü tabii çocuk sokakta yaşıyor diye.
    • Mars'ta bir sürü şey keşfedildi, aynı günlerde bir Amerikan taktiği ile Marslı filmi gösterime girdi. Hepimiz hayallere gark olduk.
    • O arada Türkiye'de kayyumlar mayyumlar, wuhuu!


    Bu arada güzel şeyler olmadı mı? Oldu tabii… İnsanlar internetin nimetlerinden daha güzel işler için yararlanır oldu. Örneğin Change.org üzerinden örgütlenen pek çok insan, toplumda pek çok konuda farkındalık, bilinç ve değişim meydana getirdi. En güzeli; Phaselis kurtuldu, duyduğumda sevinçten gözlerimden yaş geldi. Zeytinlerimiz kurtuldu, yüz binlerce insanın imzası sayesinde Ege'yi bitirecek yasa tasarısı meclisten geçmedi. Hatta Beşiktaş taraftarlarının kampanyası üzerine, Ricardo Quaresma Beşiktaş'a geri döndü.Bakınız bunlar yavaş bir değişimin güzel işaretleri. İyi ya, iyi gelişmeler de oldu ufaktan ufaktan. (Züğürt?) Zaten başka da bi halt olmadı...


    Yılı bitirirken kendini iyice şaşıranlara bir de dörtlük hazırladım (böyle sinkaflı minkaflı, mis);

    Şaşma ey yolcu, üç kuruşluk servetinle,
    Mazlum boğazından aldığın lokmanın faydası olmaz!
    Sen ki sikin taşağına denk sanırsın,
    Bir yel alır şaşırırsın, lokmanla ağzında uçarsın...



    2016'da da 'bedeviden temiz' bol kutup ayılı günler dilerim...

    20 Şubat 2015

    #sendeanlat

    Ortaokuldaydık. Tahminimce yıl 98-99.

    Okulumuzda sürekli sınıfta kalan, öğretmenlerin sürekli ceza verdiği, sanıyorum 16-17 yaşlarında ve hala ortaokula devam eden bir çocuk vardı. Ailelerin "çocuğumu onun yanına oturtmayın, çocuklarımızı da kendine benzetiyor" dedikleri cinsten. Sürekli kavgalara karışıyor, okulun dışındaki  'mevzu'larına diğer öğrencileri de dahil ediyordu. Sonra bu çocuk, 12-13 yaşlarında bir kız arkadaşımızla ilgilenmeye başladı. Adam yaşı dolayısıyla çoktan ergen olmuştu ve okuldaki pek çok kıza yaklaşmaya çalışıyordu.

    Kızuzun güzel siyah saçları, o döneme göre tarz sayılabilecek gözlükleriyle herkese güler yüzle yaklaşan bir çocuktu.  O kız çocuğunun görünüşüne dair bunlardan başka bir şey hatırlamıyorum. Bir de yaşı gereği çok saf ve temiz yürekli olduğunu anımsıyorum.

    Ben o yıllarda pek erkeksi olduğum, uzakdoğu sporlarında da epey kıdem yaptığım için erkeklerin pek yanına yaklaşmadığı bir kız çocuğuydum. Bir kere imamın oğlu bana  küçük düşürücü bir şekilde laf ve öpücük attı diye onu herkesin içinde dövmüştüm. Bu olay yayılınca okuldaki kızların dert kapısı olmuştum bir anda! Genelde diğer kızlar konu güvenlik olduğunda başından geçenleri gelip bana anlatırlardı, benim kafam da pek basmıyordu ama... Bu kız çocuğu da bir gün bahçede sohbet ederken "Bana iltifat ediyor", "bugün benimle birlikte eve kadar yürüdü" gibi şeyler anlattı bana. Sonraki günlerde "bana çiçek getirmiş"lerden, "üstü başı pis ama aslında gözleri ne kadar güzel değil mi?"lere giden sohbetler yaşandı orada. Çok küçüktü, biri onunla ilgileniyordu, sevilme duygusundan daha güzeli var mı hayatta?

    Ben o zaman da ön yargılı değildim kimseye karşı. Erkek çocuğunu zaten diğer çocuklar, aileler dışlıyordu, roman bir aileden geldiği için öğretmenler bile yaklaşmıyordu ona. Kıza yaptığım yorumlarda sadece annemden öğrendiğim bir kaç uyarı cümlesini taklit ettiğimi hatırlıyorum. "Aman dikkat et, dışarıda buluşmayın okulda görüşün..." falan filan. Konu da orada kaldı zaten, birlikte yerden yüksek oynamaya devam ettik.

    Sonra bir gün kız okula gelmedi, çocuk da gelmedi... Sonraki gün de gelmedi kız... Baya bir zaman gelmedi... Çocuğa sorduk belki biliyordur diye, "ne bileyim ben be!" dedi. Birkaç gün sonra kız okula geldiğinde baktık ki gözlerinden mutluluk çekilmiş, rengi benzi yok, ürkek, kimseyle konuşmuyor... Selam verdiğimde beni görmüyor... Konuşmaya çalıştığımda tersliyor... Biraz kendine geldiğinde beni durdurdu ve "sana bir şey anlatacağım" dedi. 

    "Biz o gün okuldan kaçtık onunla, koruya gittik yürümeye. Sigara denedim, sevmedim öksürttü" dedi. Sonra kıza bir şey yapmış, tam olarak ne olduğunu bilmiyordu yaptığı şeyin. Ben de anlamadım, bilmiyordum o hareketlerin ne anlama geldiğini. Koruya gitmişler, ağaçlığın orada çimenlere oturmuşlar, bu çocuk kızın eteğini sıyırmış, çorabını da sıyırmış. Kız korkmuş. Çocuk, kötü bir şey olmadığını sadece dokunacağını, artık onun erkek arkadaşı olduğu için bunu yapmaya hakkı olduğunu anlatmış uzun uzun. Sonra da hareketlerine devam etmiş. "Arkama geçti bir şeyler yaptı, canım çok yandı, bağırdım, ama bırakmadı beni. Ağzımı eliyle kapattı canımı yakmaya devam etti" dedi... 

    Korkmuştum anlattıklarından, canını nasıl yakmıştı? Neden canını yakmıştı, kavga da etmiyorlardı ki? "Annene de anlattın mı?" dedim. "Annemler okuldan kaçtığımı duyarsa çok kızarlar bana, o çocukla görüştüğümü öğrenirlerse döverler. Çok korkuyorum, söyleyemem" dedi. Ama çok hastalanmış küçük kız, birkaç gün okula gelememiş ağrıdan...

    Sonraki dönemde kızı durdurup durdurup öğretmene anlat bari, dedim. Ablan abin varsa onlara anlat, dedim. Korktu kız, çok küçüktük... 

    Aradan 2 ay kadar geçmişti, bir gün okulda bir gürültü koptu. Orta yaşlarda bir çift bahçede müdüre, öğretmenlere bağırıyordu; "o çocuğu öldüreceğiz, nerede o?" diye.  O gün kız ağlayarak "beni okuldan alıyorlar" dedi, doktora götürmüşler muayene olmuş, galiba hamileymiş...  Küçücük minicik bedeniyle birlikte ortadan kayboldu kız. Çocuk da ortadan kayboldu. 

    Ailesi kızın eğitimine devam etti mi, bilmiyorum... Aile nasıl öğrendi, çocuğa bir ceza verildi mi, neler oldu? bilmiyorum... Ama o çocuğu büyüdükten sonra da birkaç kez o civarlarda gördüm, gayet de yaşıyordu işte aramızda. Aramızda yaşıyordu! Kız aramızda yaşamıyordu artık!

    Sonrasında ne oldu biliyor musunuz? Okulda hiç konuşulmadı o konu. Öğretmenlere sorduğumuzda, imalı bir şekilde "ailenin kızına sonunda sahip çıktığı" ifade ediliyordu, "o serseriden kurtuldukları"nı anlatıyorlardı. Belki de mutlulardı "bu vesileyle" serseriden kurtulduklarına!

    O yaşta olayın ne olduğunu anlayamamış, üzerinde durmamıştım. Şimdi anlıyorum, lanet ediyorum, orada ne olduğunu anlıyorum, lanet ediyorum!

    Çocuğun çocuğa yapabildikleri, okulun çözüm olarak kızı okuldan göndermesi, ailesinin çaresizliği ve tuhaf çözümleri, kızın mutsuzluğu, o çocuğun sonra ortalıkta mutlu mesut gezebilmesi, ergenliğe girdiğimiz halde hiçbirimizin olaya uyanamayacak kadar bilgisiz olmamız! Bunların hepsi hastalıklı değil mi? Yıl oldu 2015, tüm bu hastalıklar büyüyerek devam ediyor ülkemizde. Benim yine nutkum tutuluyor.

    Sen de anlat! Anlat ki böyle olayların "normal olmadığını" idrak etme gücünü kazanalım. En azından idrak etmeye başlayalım...

    LinkWithin

    Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...